(Dergi Bilkent 44. sayı – Aralık 2025)
Gizem Şalcıgil White Linkedin Profili
ABD’de Türk kahvesini tanıttığı projeleriyle “Turkish Coffee Lady” olarak anılan Gizem Şalcıgil White (Bankacılık ve Finans 2004) ile girişimcilik öyküsünü konuştuk.
Uzun yıllardır ABD’de Türk kahvesini tanıtıyorsunuz. Bu yolculuk nasıl başladı?
Bilkent sonrasında lisansüstü eğitim almak için gittiğim ABD’de Türkiye’nin eksik tanındığını fark ettim. Boston Üniversitesi’nde uluslararası pazarlama yüksek lisansımı sürdürürken, bir Amerikalının bana Türkiye’nin hangi eyalette olduğunu sorması hayatımda bir dönüm noktası oldu. Bu noktadan hareketle yaklaşık 16 yıldır bir kültür elçisi ve gastrodiplomasi uzmanı olarak zengin mutfağımızı ve Türk kahvemizi tanıtmak amacıyla uluslararası çalışmalar yürütüyorum. 2009’da Türkiye’nin ilk dijital kahve evini ve üç yıl sonra Gezici Türk Kahvesi Evi girişimini kurdum; 500 yıllık mirasımız olan Türk kahvesi kültürünün gastronomik önemini arttırma, böylelikle ülkemizin marka değerine katkıda bulunma ve kahve deyince insanların aklına ilk Türkiye gelmesi hedefiyle ilerliyorum.
Turkish Coffee Lady lakabını nasıl aldınız?
2012’de Gezici Türk Kahvesi Evi (Turkish Coffee Truck) projesini başlatmıştık. Amacımız, Türk kahvesi kültürünü Amerikan toplumuna birebir aktarmak ve kahve seven iki toplumu yakınlaştırmaktı. O dönem T.C. Washington Büyükelçiliği’ndeki tam zamanlı işimden ayrıldım ve ABD’nin doğu yakasındaki 5 eyaleti kapsayan tanıtım turumu “Türk Kahvesi: 500 Yıldır Dostluğun Tadı” sloganıyla hayata geçirdim. Ana sponsorumuz Kurukahveci Mehmet Efendi’nin desteğiyle ABD’de çok popüler olan seyyar yiyecek kamyonlarından birini kiraladık ve ilk turumuzu batı yakasında düzenledik. Türk ve Amerikan gençlerden oluşan 10 kişilik bir ekiple önde gelen Amerikan üniversitelerinde geziler, festivaller ve sunumlar gerçekleştirip kahve kültürümüzü tanıttık. Dünyada ilk kez gastrodiplomasi kavramını ortaya çıkaran kültürel diplomasi uzmanı Paul Rockower, bu projeyi alanının dünyadaki sayılı örneklerinden biri olarak değerlendirdi. O yıllarda THY’nin Washington ofisinde halkla ilişkiler uzmanı olarak da çalıştım. Kurumun ABD’deki etkinliklerinde Türk kahvesi ikramları gerçekleştirir, Türkiye’de ise önde gelen Amerikalı medya mensuplarını, blog ve kültür yazarlarını ağırlardık. Tüm bu gönüllü çalışmalarım sonucunda Washington Post bana geniş bir yer ayırmıştı. Gazetedeki o içerikten sonra “Turkish Coffee Lady” olarak anılmaya başladım. Bu ismi gururla taşımaya devam ediyorum.
Gezici araç fikri nasıl ilerledi?
Zorluklarla karşılaştınız mı? Aracımız sosyal medyada duyulunca Avrupa’daki bir dernekten davet aldım ve Mayıs 2013’te Hollanda, Belçika ve Fransa’yı kapsayan bir tanıtım turuna çıktım. Tur kapsamında sadece merkezi noktaları, üniversiteleri ve festivalleri ziyaret etmekle kalmadık; Toyota Motor Europe ve NATO’nun genel merkezleri ile AB Daimi Temsilciliği’nde Türk kahvesi ikramları gerçekleştirdik. Benim esas kilometre taşım 2016 yılıdır. Toronto’ya düzenlediğim kahve turunda 5 aylık hamileydim. Bir alışveriş merkezinde küçük bir espresso dükkanının önünde uzun kuyruklar gördüm. Ben dışarıda ücretsiz Türk kahvesi dağıtırken, içeride insanlar espresso sırası bekliyordu. Bu tezat, kültürel markalaşmanın önemini bana bir kez daha gösterdi. Ben de kültürel misyonumu profesyonelleştirerek kızıma miras bırakmaya karar verdim ve 2017’de değerli ortağım Ahmet Şerif İzgören ile birlikte Turkish Coffee Lady markasını hayata geçirdim. Yine de bu noktaya gelmek hiç kolay olmadı. İş ve girişimcilik dünyasında biz kadınlara yeterince güven duyulmaması ve hayallerimizi gerçekleştirmek için sürekli mücadele etmek zorunda kalmamız, beni en çok zorlayan konulardı. Kahve kamyonu fikrimi ilk duyanlar beni vazgeçirmeye çalışmış, “Kadın başına ne işlere kalkışıyorsun?” diyenler bile olmuştu. Ön yargılardan yılmadım; izin süreçlerinde yaşadığım tüm zorluklara ve finansal kısıtlara rağmen ABD’nin en prestijli alışveriş merkezlerinden Tysons Corner Center’da ilk Türk kahvesi dükkanını açmayı başardım. Ne yazık ki açılıştan yalnızca bir ay sonra göğüs kanserine yakalandığımı öğrendim. Türkiye’de geçirdiğim 6 aylık tedaviden sonra sağlığıma kavuşup ABD’ye döndüğümde, kira sözleşmemiz sona ermek üzereydi ve pandeminin gölgesi dünyayı sarmaya başlamıştı. Biz de ilk dükkanı kapatmak zorunda kaldık. Kültürel misyonumuzu devam ettirmek için Washington DC’de kâr amacı gütmeyen Turkish Coffee Lady Vakfı’nı kurduk. Vakfımızda Türk kahvesinin yaygınlaşması adına stratejik çalışmalar yürütüyor, kahve sohbetleriyle toplumları arasındaki bağları güçlendirmeyi amaçlıyoruz. Pandeminin azalmasıyla 2022’de bir kadın girişimcilik hibesi alarak ikinci dükkanımızı açtık. Son 4 yıldır tarihi Old Town Alexandria bölgesinde kahve ve kültür evimizi işletiyoruz. Bugün North Carolina’nın Apex şehrinde de bir bayimiz ve Washington DC çevresindeki farklı restoranlarda kahve köşelerimiz var.
Turlardan aklınızda kalan bir anı var mı?
Bir vatandaşımız, “Sizin kahve araçları 20 sene önce ABD’de dolaşıyor olsaydı, 22 bugün Türkiye’nin imajı çok daha farklı olabilirdi.” demişti. Bu cümle beni derinden etkilemiştir; girişimciliğin sadece yenilikçi bir vizyon değil, aynı zamanda güçlü bir liderlik vasfı gerektirdiğini de kavratmıştır. Azimli bir kadın ve cesur bir girişimci anne olarak insanlara ilham verdiğimi görmek, geleceğe bir miras bırakabilecek olmak beni çok mutlu ediyor. Dedem Vedat Dalokay, “Yelkenimizdeki rüzgârı çaldılar, yılmadık.” derdi. Ben de bir işi tutkuyla ve cesaretle yaptığınız sürece, tüm zorluklara rağmen başarının geleceğine inanırım. Bir kadın olarak karşılaştığım baskı ve engellerin motivasyonumu azaltmasına izin vermemeyi zamanla öğrendim; hatta bazı zorluklar, daha da güçlenmeme vesile oldu.
Türk kahvesi yurt dışında ne oranda tüketiliyor?
Kimi kaynaklarda Avrupalılara kahveyi Türklerin tanıttığı söylenir. Buna rağmen yurt dışındaki ünlü kahve zincirlerinde, restoran menülerinde, kahveyle ilgili kaynaklarda ve sektörde referans kabul edilen kitaplarda yeterince yer almıyoruz. Tarihe sahip çıkılmadığı için küresel pazar payımız sadece %10. Bu nedenle ABD’de hâlen butik sayılan bir ürünüz. Son yıllarda Yunan, Yemen ve Arap kahveleri rakip olarak öne çıkmaya, ABD’nin çeşitli kaynakları ve sosyal medyasında övgü dolu haberlerle yer almaya başladı. UNESCO Somut Olmayan Kültürel Miras listesindeki Türk kahvemiz algıda bu kahvelerin üzerinde konumlansa da rekabet her geçen gün zorlaşıyor. Türk ürünlerinin sosyal mecra ve video iletişiminin güçlendirilmesi, tüketicinin ulaşabileceği noktaya getirilmesi çok önemli. Türk kahvesinin yurt dışındaki potansiyeline hâlen yeterince inanılmıyor. İşte bu yüzden, ülkemizin dünya pazarından daha büyük bir pay alabilmesi için, Türk kahvesi aracılığıyla yürütülecek gastrodiplomasi projelerine her platformda daha çok önem verilmesi gerektiğini sürekli vurguluyorum. Kahve kültürünü ilerleten toplumlar ürünlerini dünyaya daha hızlı yayarken, çeşitli ülkeler bize ait yemekleri kendilerininmiş gibi gösterirken biz hâlâ bireysel çabalarla, birtakım kurum ve derneklerin girişimleriyle tanınmaya çalışıyoruz. Ben bu kültürel mirası güçlü bir şekilde markalaştıran ve genç nesillere aktaranlar arasında olmak istiyorum. Bu kapsamda 2021’de Türkiye’nin 8 şehrinde, 8 farklı kahve kültürünü vurgulayan bir belgesel projesi geliştirdim. Türk kahvesinin asırlar önceden başlayarak gastronomiyi nasıl değiştirdiğini aktarmak, kahve sohbetlerinin toplumlar arasında kurduğu kültür köprülerini tanıtmak istedim. Mardin’de dibek, Şanlıurfa’da mırra, Gaziantep’te menengiç, Safranbolu’da safranlı, Nevşehir’de közde, Ankara’da kumda, İzmir’de damla sakızlı ve İstanbul’da geleneksel Türk kahvesi üzerine özel çekimler gerçekleştirdik. Sponsorlar ve vakfımızın desteğiyle Washington’dan New York’a, Los Angeles’tan Florida’ya, Chicago’dan Michigan’a uzanan etkinliklerde “Anadolu’nun Türk Kahvesi Öyküleri” belgeselimiz gösterildi. Kendi kültürel değerimizi daha çok sahiplenebilirsek, kahve zincirlerimizin dünyaya yayılması hayal olmaktan çıkar. Günümüzde kültür ve mutfak diplomasisi giderek önem kazanıyor; toplumlar arasında köklü ilişkiler kurulmasına ve ülke imajının güçlenmesine aracılık ediyor. Türkiye’nin bu alanda markalaşması için uzun vadeli bir strateji şart.
Türk kahvesini diğer kahve türlerinden ayıran en belirgin fark nedir?
Bizim kahvemiz yalnızca bir içecek değil, dünyanın tarihini etkilemiş çok önemli bir kültür mirasıdır; kültürel bir deneyimin paylaşılmasıdır. Bir fincan kahveyle insanlar arasında sınırlar kalkar, kültürler ortak bir zeminde buluşur. Bilinen en eski kahve pişirme yöntemi olan Türk kahvesi, Türk damak tadına uygun şekilde kavrulmuş ve dövülmüş çekirdeklerle bize özgü bir kimliğe dönüşmüştür; zengin tarihimizin, misafirperverlik kültürümüzün, dost sohbetlerimizin sembolü olmuştur. Amerikan toplumu, kahvenin 17. yüzyılda İstanbul’dan dünyaya yayıldığını anlattığımızda çok şaşırıyor. O anda sadece kahveyi değil, arkasındaki geleneği de merak ediyorlar. Amerikalılar ve diğer yabancı toplumlar için Türk kahvesi, alışık olmadıkları bir lezzet olduğu kadar, egzotik ve gizemli bir deneyim de vadediyor. Turlarımız sırasında birçok kişinin kahveyi ilk kez deneyip beğendikten sonra arkadaşlarını da davet edip bu ritüeli evde de tecrübe etmek istediklerini biliyoruz. Bugün dünyanın kalbine giden yol kahveden geçiyor. Ağırlıkla filtre ve espresso bazlı kahveler tüketilen ABD’de son 5 yıldır hızla büyüyen bir gurme kahve trendi hâkim. İnsanlar artık kahve ritüellerini birebir deneyimlemek istiyor. Dünyanın ilk gurme kahvesi olan Türk kahvesi, bu rüzgârı yakalayarak ABD ve dünya pazarındaki payını yükseltebilir.
Türk kahvesinin en güzel sunumu nasıl olur?
Siz Türk kahvesini nasıl içiyorsunuz? Türk kahvesi, lezzeti yanında köpüğü, sunumu, yanında ikram edilen lokumu ve fal geleneğiyle de bir bütündür. Kahveyi soğuk suyla pişirip bol köpüklü servis etmek, yanında lokum veya bir Türk tatlısıyla ikram etmek, şeker miktarını misafirin damak tadına göre hazırlamak ve sohbet eşliğinde tüketmek, geleneksel anlamda en etkili sunum yöntemidir. Ben az şekerli dibek kahvesini severim. Gün içinde farklı kahveler denesem de günün en özel ânı sabah saatlerinde içtiğim bir fincan Türk kahvesidir. Yapılan araştırmalar, filtrelenmediği için Türk kahvesinin sağlıklı olduğunu ve kalbi koruduğunu da gösteriyor.
Kadınların iş dünyasında yaşadığı güçlüklere değinmiştiniz. Bu konunun üzerine biraz daha konuşalım mı?
Kadınların girişimcilikte çok daha fazla desteklenmesi gerektiğine inanıyorum. Kadınların önündeki en büyük engel, toplumda yerleşmiş cinsiyetçi ön yargılardan kaynaklanan ayrımlardır. Birçok kadın, hem anne ve eş hem de iş sahibi olarak bu engellerle başa çıkmak zorunda kalıyor. Toplumun biz kadınları her pozisyona uygun görmemesi, fikirlerimizi ciddiye alınmaması, iş yerindeki yıldırmalar, akademik ve profesyonel başarılarımızın evdeki sorumlulukların önüne geçtiği inancı, en azimli olanlarımızın bile şevkini kırabiliyor. Girişimcilik cesaret işidir; hayata karşı dayanıklı olmayı, yılmamayı gerektirir. Ben de bir kadın ve göçmen olarak girişimcilik yolculuğum boyunca sayısız engelle karşılaştım. Hayalimin peşinden gitmek için ayrıldığım kurumdakiler bile masa başında oturmamı tavsiye etmiş, ben dünyayı keşfetmek isterken, onlar başaramayacağıma inanmıştı. İş kurarken yeni anne olmam sebebiyle yanlış yaptığımı söyleyenler, kızıma iyi bir gelecek kurmak için çabalarken önüme hiç aklıma gelmeyecek engeller koyan kişiler oldu. İşi kurduktan sonra da bu senaryolar devam etti. Bazı kurumlar işleri kasıtlı geciktirdi, iş yaptığımız bazı kişiler projemizi küçümsedi, hatta zorbalık yapmaya çalışanlar oldu. Tüm bu olumsuzluklara rağmen misyonuma inandım, hedefime odaklandım, vazgeçmedim. Bu nedenle, bugün kadınların güçlenmesi ve cesaretlendirilmesi adına, özellikle duygusal rehbere ihtiyaç duydukları anda, bir fincan kahve kadar yakınlarında olmayı hedeflediğim, yapay zekâ tabanlı bir iyilik projesi geliştiriyorum. “She Brews Business” girişimimle kadınların iş ağı ve kültürel bağlar oluşturmasını, sağlıklı yaşam alışkanlıkları kazanmasını destekliyorum.
Hobileriniz neler?
Yeni girişimler için araştırma yapmak, kitap okumak, güncel eğilimleri takip etmek ve seyahat ederek farklı kültürleri keşfetmek başlıca hobilerim. Kızımla vakit geçirmek, kültür ve sanat etkinliklerine katılmak da akıl sağlığımı ve ruhumu besliyor.
Son olarak Bilkent hakkındaki düşüncelerinizi öğrenebilir miyiz?
Bilkent Üniversitesi hayatımda büyük bir dönüm noktasıdır. Bölümde aldığım İngilizce ve Fransızca eğitim ufkumu açtı, dünyaya uluslararası bir bakış açısıyla yaklaşmamı sağladı. Bilkent’te edindiğim birikim ile üniversitedeyken katıldığım Work & Travel deneyimimi bütünleştirmek benim için çok değerliydi. Bu süreç, yönümü yurt dışına çevirmeme etken oldu ve kariyer yolculuğuma güçlü bir şekilde başlamamı sağladı.